20/6/2008 · Kategori: MENKIBELER

RÜTBE VE SAYGI

Esad Muhlis Paşa, Şam Valiliği yaptığı sırada devrinin tanınmış şairi Antakyalı Yahya Efendi ile yakın dosttu. Paşa, şairin engin bilgisine, kültürüne ve zarafetine hayrandı.

İki dost arasında su sızmadığı günlerden birinde nasıl olduysa Yahya Efendi,  Esad Paşa’dan rütbe istedi. Paşa, dostunu kırmayarak İstanbul’a yazdı ve bu değerli alime daha çok ilmiye sınıfına verilen “rüûs(berat)”  getirtti.

Yahya Efendi bu iyiliğe teşekkür için valiliğe gittiğinde, Esad Muhlis Paşa gariptir kendisini her zaman yaptığı gibi kapıda karşılamadı, odasına girdiğinde şöyle bir kımıldadı ve eliyle yer gösterdi. Yahya Efendi şaşırmıştı.  Bu değişik karşılamanın sebebini sorunca, Vali Paşa tebessüm ederek şu manidar cevabı verdi:

-          Siz rütbe ve makam istemeden önce sadece alim, şair bir zat idiniz. Teşrifatta rütbeniz yoktu. Şahsınız ve ilm-i irfanınızın makamı vardı. Şimdi rüûs sahibisiniz. Devletin teşrifat kaidelerine göre de bir valinin, bir rüûs sahibine muamelesi bu kadardır.

Yahya  Efendi derin bir teessür içinde , rüûs hattını nişaniyle birlikte masanın üstüne koydu ve:

-          Demek hâlâ olmamışım, hâlâ hammışım, kaderde bu hata ve ders de varmış,

diyerek başı önünde odayı terk etti ve bir daha da gözükmedi.

“Zaaf, olgunlaşmanın amansız düşmanıdır.
Heva-yı nefsine muhalefet et ki, kemâle eresin.”
 buyuran muhterem La Edri’nin ellerinden öpüle.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır